Ayasofya tamir ediliyordu…
Kanuni Sultan Süleyman; bir Ermeni ustanın, camii tutan kolonlardan bazılarını izinsiz kestirdiğini öğrendi…
Ermeni ustayı yargılamadan cezalandırdı…
Usta şikâyetçi oldu…
Kadı, ikisini de huzuruna çağırdı ve dinledi…
Kadı kararı açıklayacağını söyleyince Kanuni de usta ile birlikte ayağa kalkıp Kadı’nın kararını bekledi…
Karar, “Kısas”tı…
Yani, Kanuni de aynı şekilde cezalandırılacaktı…
Ermeni usta bu yüce adalet karşısında şaşırdı…
“Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de Müslüman oluyorum” dedi…
Ermeni Usta’nın İslâmiyet’i kabulüne sevin Kanuni, Kadı’ya baktı:
“Eğer padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm”…
Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkardı…
“Sultanım… Siz de eğer ‘ben padişahım’ diyerek kararıma itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım…”
Öykü değil bu anlatım…
Aynıyla vâkidir…
Yillardan beri Yakindogu tarihçileriyle hiristiyanlik üzerine arastirma yapan ilahiyatçilar arasinda oldukça "temel" bir anlasmazliga bagli bir tartisma sürer gider. Bu tartismanin ana ekseni, dünyanin ilk iki büyük tektanrili dini olan yahudilik ve hiristiyanligin dogus ve gelisim sürecinin belirleyici kisi ve olaylaridir. Bilindigi gibi, Filistin, Kenan ve Sina bölgesinde geçen ve Kutsal Kitap için son derece belirleyici olan olaylarin, tarihi ve arkeolojik anlamda baska hiçbir tanigi yoktur.
Yani, I.Ö 1400 dolaylarinda gerçeklestigi düsünülen "Exodus - Yahudilerin Misir'dan çikisi" ve bunu izleyen olaylar zinciri üzerine ne Misir'da elle tutulur bir belge bulunabilmistir, ne de Yakindogu'da. Yine buna bagli olarak, Misir'da Yeni Krallik döneminin baslangicinda yasamis Musa adli bir yahudi peygamberinin varligina iliskin de yegane bulgu, Tevrat'in sayfalaridir. Asagi yukari ayni durum, "Yeni Ahit" için de geçerlidir: görece çok daha yakin bir tarih olan 1. yüzyila iliskin onca tarihi belge arasinda, Nasira'da (Nazareth) Isa adli bir yahudi peygamberinin yasadigi ve 34 yili dolaylarinda çarmiha gerildigi yolunda en küçük bir belge bile elde edilememistir. Bugün dünya üzerinde 3 milyara yakin insanin inandigi iki büyük dinin Kutsal Kitabi'ni dogrulayacak verilerin azligi, ilginç olmanin da ilerisinde, "garip" bir durum sayilabilir.
Oysa Misir tarihinin en iyi bilinen bölümü, Yeni Krallik, özellikle de 17. Hanedan ve sonrasidir. Bir yigin belge, papirüs, mektup ve resmi metin yardimiyla kronolojisi çok büyük oranda kesinlestirilen böylesi bir dönemde, binlerce insanin Firavun'un arzusu hilafina ülkeyi terketmesi ve onlari yok etmek üzere artlarina düsen askerlerin Kizildeniz'de bogulmalarina iliskin bir tek satir bile destekleyici veriye ulasilamamis olmasi, sasirticidir. Bu denli büyük ve önemli bir göç hareketi, dahasi, din temelli bir siyasi isyan, nasil olur da Misir'da lehte ya da aleyhte hiçbir yanki bulmaz? Bu nokta üzerine giden tarihçiler, Yahudilerin Misir'dan çikisi diye bir olayin hiçbir zaman yasanmadigini, çünkü bu ulusun Misir'da kalici bir yerlesime gitmedikleri, baslangiçtan beri Kenan ülkesi dolayinda yasayan göçebe çobanlar olduklari ve firsatini bulduklari anda da bu ülkeyi ele geçirerek Yahudi Kralligi'ni kurduklarini vurgulamaktadirlar. Buna karsi ilahiyatçilar, Misir belgelerinde Hapiru ya da Apiru adiyla anilan Yakindogulu göçebe isçilerin aslinda Ibraniler oldugunu ve Ibrani anlamina gelen "Hebrew" sözcügünün Hapiru'dan türedigini savunurlar. Ancak, Misir'da statü sahibi biriyken Hapirularin basina geçip onlari "Vaat edilen topraklar"a götüren Musa adli bir lider üzerine onlar da hiçbir bulgu ileri sürememektedirler. Orta yolcu bir görüs, Misir'da I.Ö 1650 dolayinda yasanan "Hiksos" istilasi sirasinda Yakindogu'dan bu ülkeye gelen insanlarin arasinda Yahudilerin agirlikta oldugunu, yüz elli yil sonra Hiksos devri bitip yönetim Teb prenslerinin eline geçtiginde "magdur ve istenmeyen" duruma düsen Yahudilerin Kenan'a geri döndüklerini ileri sürmektedir ama Musa'nin varligini ve Exodus'u dogrulayacak veri hala eksiktir.
Ayni durum, Tevrat'in ilk bölümü olan "Genesis - Yaratilis" sayfalarinda daha farkli bir biçimde belirir: Bu ilk tektanrili dinin kutsal kitabinda anlatilan olaylarin (insanin yaratilisi, cennetten çikis, Büyük Tufan) hiçbirinin özgün olmayip en az iki bin yil daha eski olan Sümer mitlerinden alindigi, geçen yüzyilda yapilan arkeolojik çalismalar sirasinda net olarak ortaya çikmistir. Yahudilerin 2000 yil önceki tarihlerine, yani hiristiyanligin baslangicina iliskin veriler ve Incil (Yeni Ahit) bölümleri de ayni destek eksigiyle karsi karsiyadir. Birinci yüzyilin hemen basinda Yahudi Kralligi'nin durumu ve Kral Herod'a iliskin yeterli bilgi vardir. Israil'deki yahudilerin bir "Mesih" arayisinda olduklari da bilinmekte ve hatta radikal dini akimlarin Roma isbirlikçisi olarak gördükleri kralliga sirt çevirdikleri, isyan denemelerine giristikleri de bilinmektedir. Ayni sekilde, bölgede Roma Imparatorlugu'nun valisi olarak Pontius Pilatus'un yetkili oldugu da belli belgelerde ortaya çikmaktadir. Ama birinci yüzyilin büyük Yahudi ve Romali tarihçilerinin hiçbirinin yazdigi belgelerde, "Nasirali Isa" adiyla bilinen birinin ülkei boydan boya dolasip vaazlar verdigi ve insanlari pesine takarak imparatorluk için bir tehlike olusturduguna iliskin tek satir yoktur. Dahasi, Isa diye birinin yasadigina iliskin tek belge, Incil'dir. Vali Pilatus'un isyankar bir yahudiyi Kudüs'te çarmiha gerilmeye nahkum ettigi yolunda bir tek Roma belgesinin bulunmamasini da bu veri eksikliklerine ekleyebiliriz.
1945 ve 1947 yillarinda Misir ve Israil'de elde edilen iki büyük arkeolojik bulgu, belki de yillardan beri aranan, Tevrat ve Incil'i dogrulayacak belgelere erisilmis olabilecegi yolunda büyük heyecan yaratti. Bunlardan birincisi, 1945'te Misir'da Nag Hammadi bölgesinde bulunan çok eski dini papirüsler; ikincisi de 1947'de Israil'de, Ölü Deniz yakinindaki magaralarda bulunan ve "Ölü Deniz Yazitlari" olarak bilinen belgelerdi. Ne var ki, her iki büyük bulgu da ortodoks dini tezleri dogrulamak bir yana, onlarin yüzyillarca gözlerden uzak tutmaya çalistigi seyleri ortaya çikarmislardi: Nag Hammadi belgeleri, hiristiyanligin kabulünden sonra israrla ve sistematik biçimde Kilise tarafindan sindirilen ve susturulan "Gnostik"lerin dini-felsefi belgelerini içeriyordu, "Ölü Deniz Yazitlari"ysa Yahudi din adamlari tarafindan yüzyillar boyu iz kalmamacasina silinip atilmaya çalisilan "Enoch'un Kitabi" basta olmak üzere binyillar öncesinin "yasak yayinlari"ni içermekteydi.
Her iki bulgu, arastirmacilari ve tarihçileri yeni noktalara götürmekte yardimci oldu. Nag Hammadi ve Ölü Deniz Yazitlari, egemen ortodoks dini çevrelerin yok etmek istedikleri belgeleri ve bu belgeleri saklayan marjinal dini-felsefi insan gruplarini bilim adamlarinin dikkatlerine sunuyordu: Bilgiye ve somut akla deger verdikleri için mitleri sorgulayan, Isa'nin "Tanri'nin Oglu" degil bir "insan" oldugunu ve çarmihta ölmedigini, dolayisiyla bedensel dirilisin de "masal" oldugunu savunan Gnostikler; birinci yüzyil baslarinda Bethlehem ve Kudüs dolaylarinda yasamis bir "Mesih kültü"nün yasaticilari olan Nasoriler ve yine Israil'de inzivaya çekilen radikal bir dini grup olan Esseneler. Bugün tarihçiler, bu son iki grubun, yani
Nasoriler ve Essenelerin, hiristiyanligin ilk esinlerini olusturduklarini ama Roma'nin hiristiyanligi kabulünü izleyen süreçte Imparator Konstantin'in (kendisi bir pagan kült olan "Sol Invictus" dinine son nefesine kadar bagli olmakla birlikte) degisik Yakindogu mitlerinden sentez olusturup "Imparatorluk Dini"ni yaratmak üzere bir din adamlari konseyini bir araya getirdigini düsünüyorlar. Dogu'yu Imparatorlugun ana ekseni yapmak isteyen Konstantin, böylece bölge halklarini "resmi din" ile pasifize etmeyi amaçliyor ve siyasi otoritenin ilgilenmedigi bütün alanlarda "Kilise"yi yetkili ilan ediyor. Seçilen din adamlari konseyi Iznik'te toplaniyor ve Mithra Kültü'nden Misir'in Isis - Osiris mitlerine dek bütün bilinen kaynaklari elden geçirip "resmi" dini formüle ediyorlar. Dini yetki Kilise'nin ellerine teslim edildigi için, bu dini ilkeleri sorgulayan ya da itiraz eden bütün yerel gruplar birer birer sindiriliyor, yok ediliyor. "Hareketin" asil sahibi Nasori ve Essene mezhepleri ve dogmalari sorgulayan Gnostikler basta olmak üzere, muhalifler silinip gidiyor ortadan.
Iki Ingiliz Mason, Christopher Knight ve Robert Lomas, Masonlugun tarihini arastirdiklari sansasyonel "Hiram Key" adli kitap için arastirmalarini yürütürken, belki de hiristiyanligin tarihinin yeniden yazilmasini gerektirecek denli siradisi sonuçlara ulastilar
Binyillardir saklanan sir.
Bugün ortodoks dini çevreler (hem hiristiyan hem de yahudiler) bu yorumlara siddetli tepki gösteriyorlar. Ama arastirmacilar da, açilan yeni yoldan yürümekte kararlilar. Bundan dört yila yakin bir süre önce yayimlanan "Hiram Key" adli kitabin yazarlari Christopher Knight ve Robert Lomas da bu arastiricilarin en sansasyonellerinden. Her ikisi de Mason olan bu iki Ingiliz, bütün tepkilere ragmen 6 yil boyunca Masonlugun bilinmeyen tarihini incelediler, sorguladilar ve sonunda kendilerinin bile ummadiklari noktalara vardilar: Hiristiyanligin tarihi, belki de yeniden yazilmaliydi!
Iki genç adamin arastirmasinin en sürpriz yani, Isa ile ilgili ilk kez "elle tutulur" açiklamalar ortaya koymasi ama bunlarin yine ortodoks dinin iddialariyla 180 derece çelisik olmasiydi. Isa'nin "memleketi" olarak bilinen Nasira'ya iliskin bir bilmeceye takildi ilkin Knight ve Lomas. Incil, "Ona herkes Nasirali Isa diyecek" diyordu ama, bütün tarihi bulgular sözü edilen tarihlerde Nasira kentinin varolmadigini gösteriyordu. Iki arastirmaci, Israil'de uzun süre dolastilar, belgeleri incelediler ve sonunda aradiklarini hem Nag Hammadi yazitlarinda hem de orijinal metinlerde buldular. Nasira (Nazareth) Isa zamaninda ortada yoktu ama, "Nasirali" nitelemesi de bir dil ve çeviri hatasindan ileri geliyordu: Dogru sözcük, "Masorean", yani "Nasorili"ydi. Sina dolaylarinda yerel dilde Nasori "balik sürüleri" anlamina geliyordu ve sasirtici biçimde ayni sözcük ayni lehçede "Isa'ya inananlar"i da niteliyordu! Arastirmalarini ilerleten iki yazar, Nag Hammadi yazitlari ve bölgede rastlanan esk kabartmalar dahil, hiristiyanlarin kullandigi "birbirini kesen iki yay" biçimindeki amblemin net bir biçimde "balik" seklini simgeledigini farkettiler. Bu, hiristiyan kültüründeki "balikçilik" mitine de uygun düsüyor ve Aziz Peter'in balikçi olmasini, Isa'nin aglari baliklarla doldurmasi mitlerini de açikliyordu. Son noktada "Nasirali Isa" nitelemesi, bir baska okunusla beliriverdi: "Balikçilar grubunun Isa'si" !
Nasorilere iliskin bu yorumlari, söz konusu grubun Esseneler ile de iç içe yasadigini, dahasi, belki de bu ikisinin ayni insanlardan söz ettigini ortaya çikaran bulgular izledi. Roma imparatorlugu bütün Yakindogu'ya egemen olurken, dinlerinin ve binlerce yildir saklanan eski bilgilerinin elden gidecegini düsünen bir grup yahudi sehirlerden uzakta inzivaya çekilmis ve magaralarda dervis hayati yasamaya baslamisti. Bunlar, insanin dogumdan itibaren "kirlilige" yatkin oldugunu düsünüyorlar ve sürekli su ile yikanmayi gerekli görüyorlardi: "Vaftiz"in izleriydi bunlar! Içlerinden bazilari Kudüs ve dolaylarinda insanlarin arasinda dolasip onlari "dogru yola çagirma" islevini üstlendikleri anlasiliyordu ki, bunlardan biri "Nasorilerin Isa"si, digeri de "Vaftizci Yahya" olmaliydi.
Sonra Knight ve Lomas, Isa'nin adi üzerinde durdular: Incil yunanca yazilmisti ve bu nedenle "Jesus" adi Yunan dilindeydi. Bu ismin Yahudi dilindeki karsiligi çok büyük bir olasilikla "Joshua" olmaliydi aslinda. "Joshua", Tevrat'taki kurtarici "Mesih" imgesine yakin kisiliklerden biriydi. Diger yandan Isa'nin "soyadi" haline gelen "Mesih" yani "Christ" sözcügünün de bir özel isim olmayip, Yahudi dinindeki "beklentiyle" iliskili oldugunu vurguladilar Knight ve Lomas. Yahudiler, Tevrat'ta yazili olan, kendilerini bagimsizliga götürecek bir Mesih'i bekliyorlardi ama bekledikleri kisi "Tanri'nin Oglu" ya da bizzat "Tanri" nitelemesiyle gelecek ve "dünyayi kurtaracak" biri degil, etten kemikten biriydi: Yahudilerin Krali unvaniyla, Davut'un mirasini üstlenecek ve Yahudileri Roma zulmünden kurtarip bagimsizligini saglayacak güçlü, savasçi bir Mesih bekliyordu onlar. Bu durumda, isimde bir gariplik vardi sanki.
Iki yazar, arastirmayi Isa'nin yakalanip yargilanmasina ve çarmiha gerilmesine dek götürdüler. 4. yüzyildan beri yüzlerce inanmis insan Yahudi topraklarini karis karis aramis ama ne mahkeme tutanaklarina ne de ünlü çarmiha gerilme isleminin yapildigi meydana ya da mezara ulasabilmisti. Bir referans noktasi arayan Knight ve Lomas, yargilama ve çarmiha gerilme bölümüne iliskin Incil'deki hikayede, kimsenin o güne dek dikkat etmedigi bir "anormalligi" farkettiler birden: Efsaneye göre Vali Pilatus, Isa ile birlikte idama mahkum edilen Barrabas adinda bir suçluyu halkin önüne çikarmis ve adet geregini birinin affedilecegini söyleyip halktan seçim yapmasini istemisti. Çogunlugunu yahudilerin olusturdugu halk da söz birligi içinde "Barrabas'i affet, Isa'yi as" yanitini vermisti valiye. Iki yazar, bu Barrabas'in bir ikinci isminin daha oldugunu fark ettiler: Matta Incili'nin 27:16 ayetinde bu adamin adi, bir kez geçiyordu: Isa Barrabas!
Isler bambaska bir noktaya yönelmeye basladi Knight ve Lomas için: Demek o gün, inanisa göre, idama mahkum edilen iki Isa vardi! Bunlardan biri, "Yahudilerin Krali" iddiasiyla ortaya çikmis ve bu unvan alayci biçimde basinin üzerine yazilarak çarmiha gerilmisti. Digeriyse, Isa Barrabas idi ve Vali Pilatus tarafindan affedilmisti. Iki yazar, bir adim daha ileri gittiler ve o günün diline iliskin verilerden yararlanarak, bu kökeni hiç bilinmeyen Barrabas adini çözümlediler: "Bar", dönemin dilinde "Oglu" anlamina geliyordu. "Abba" ise "Baba" demekti. Iki sözcük birlesip tamlama haline geldiginde "Babasinin Oglu" çikiyordu ortaya ama bu tamlamanin özel anlami, "Tanri'nin Oglu"ydu! Yani Barrabas bir isim falan degil, bir unvandi ve Isa Barrabas harfi harfine "Tanri'nin Oglu Isa" demekti! Demek ki, o gün Kudüs'te "Tanri'nin Oglu Isa" adiyla bilinen biri, olasilikla basini derde sokmus bir din adami ya da vaiz Vali Pilatus tarafindan affedilmis, daha tehlikeli görülen, çünkü "Yahudilerin Krali" unvanina sahip oldugu söylenen, halk arasinda "beklenen Mesih" olabilecegi inançlari yayilan bir baska Isa da çarmiha gerilerek idam edilmisti! Simdi, bunlarin hangisi hiristiyanlarin Isa'siydi sorusuna yanit bulmak kaliyordu ve Knight ile Lomas'a göre yanit açikti: Affedilen ve serbest kalan, "Tanri'nin Oglu" unvanli dervis!
Iddia, hemen farkedeceginiz gibi "saglam" bilimsel dayanaklara sahip degil ve yine dini belgelerden yararlaniyor. Ama çözümleme ve varsayimin geçerli olma olasiligi hiç de düsük degil. Bu varsayim, iki yazari söyle bir noktaya da yönlendiriyor: Isa, affedildi ve bir Nasorili olarak, Essenelerin arasina geri döndü. Birinci yüzyilin ortalari boyunca, diger yoldaslariyla birlikte mezhep inanislarini yaymaya çalisti, bunda bir ölçüde basarili da oldu. Ne var ki Roma Imparatorlugu ani bir strateji degisikligiyle yeni dini alip "resmi din" haline getirince ve onu istedigi gibi yogurup muhalifleri de ezince, Essene ve Nasorilerin sahip olduklari tek sey, inançlari ve bilgileri de ellerinden alindi. Roma'nin kurdugu Kilise de yüzyillar boyunca yapay bir hiristiyanligi Bati dünyasina egemen kildi, muhalifleri yok etti. Iki yazar, "Hiram Key" kitabinda Isa'nin döneminde yazilan ve bilinmeyen geçmise isik tutacak belgelerin Isa ve yoldaslarinca Kudüs'te bir yerlere saklandigini; 1000 yila yakin bir süre sonra, Haçli Seferleri sirasinda bölgeye gelen Templar Sövalyeleri'nin israrla bu belgeleri arayip bulduklarini; ele geçen yazitlarin sövalyelerce Iskoçya'daki bir satonun içine gizlendigini de iddia ediyorlar. Buna göre, eger Iskoçya'daki Rosslyn Satosu iyice aranirsa, bilmedigimiz daha pek çok seyi içeren büyük bir gizem ortaya çikacak. Bu, Essenelere de atalarindan kalan, olasilikla I.Ö 3. binyila, hatta daha gerilere giden bir gizem belki de.
Oysa Misir tarihinin en iyi bilinen bölümü, Yeni Krallik, özellikle de 17. Hanedan ve sonrasidir. Bir yigin belge, papirüs, mektup ve resmi metin yardimiyla kronolojisi çok büyük oranda kesinlestirilen böylesi bir dönemde, binlerce insanin Firavun'un arzusu hilafina ülkeyi terketmesi ve onlari yok etmek üzere artlarina düsen askerlerin Kizildeniz'de bogulmalarina iliskin bir tek satir bile destekleyici veriye ulasilamamis olmasi, sasirticidir. Bu denli büyük ve önemli bir göç hareketi, dahasi, din temelli bir siyasi isyan, nasil olur da Misir'da lehte ya da aleyhte hiçbir yanki bulmaz? Bu nokta üzerine giden tarihçiler, Yahudilerin Misir'dan çikisi diye bir olayin hiçbir zaman yasanmadigini, çünkü bu ulusun Misir'da kalici bir yerlesime gitmedikleri, baslangiçtan beri Kenan ülkesi dolayinda yasayan göçebe çobanlar olduklari ve firsatini bulduklari anda da bu ülkeyi ele geçirerek Yahudi Kralligi'ni kurduklarini vurgulamaktadirlar. Buna karsi ilahiyatçilar, Misir belgelerinde Hapiru ya da Apiru adiyla anilan Yakindogulu göçebe isçilerin aslinda Ibraniler oldugunu ve Ibrani anlamina gelen "Hebrew" sözcügünün Hapiru'dan türedigini savunurlar. Ancak, Misir'da statü sahibi biriyken Hapirularin basina geçip onlari "Vaat edilen topraklar"a götüren Musa adli bir lider üzerine onlar da hiçbir bulgu ileri sürememektedirler. Orta yolcu bir görüs, Misir'da I.Ö 1650 dolayinda yasanan "Hiksos" istilasi sirasinda Yakindogu'dan bu ülkeye gelen insanlarin arasinda Yahudilerin agirlikta oldugunu, yüz elli yil sonra Hiksos devri bitip yönetim Teb prenslerinin eline geçtiginde "magdur ve istenmeyen" duruma düsen Yahudilerin Kenan'a geri döndüklerini ileri sürmektedir ama Musa'nin varligini ve Exodus'u dogrulayacak veri hala eksiktir.
Ayni durum, Tevrat'in ilk bölümü olan "Genesis - Yaratilis" sayfalarinda daha farkli bir biçimde belirir: Bu ilk tektanrili dinin kutsal kitabinda anlatilan olaylarin (insanin yaratilisi, cennetten çikis, Büyük Tufan) hiçbirinin özgün olmayip en az iki bin yil daha eski olan Sümer mitlerinden alindigi, geçen yüzyilda yapilan arkeolojik çalismalar sirasinda net olarak ortaya çikmistir. Yahudilerin 2000 yil önceki tarihlerine, yani hiristiyanligin baslangicina iliskin veriler ve Incil (Yeni Ahit) bölümleri de ayni destek eksigiyle karsi karsiyadir. Birinci yüzyilin hemen basinda Yahudi Kralligi'nin durumu ve Kral Herod'a iliskin yeterli bilgi vardir. Israil'deki yahudilerin bir "Mesih" arayisinda olduklari da bilinmekte ve hatta radikal dini akimlarin Roma isbirlikçisi olarak gördükleri kralliga sirt çevirdikleri, isyan denemelerine giristikleri de bilinmektedir. Ayni sekilde, bölgede Roma Imparatorlugu'nun valisi olarak Pontius Pilatus'un yetkili oldugu da belli belgelerde ortaya çikmaktadir. Ama birinci yüzyilin büyük Yahudi ve Romali tarihçilerinin hiçbirinin yazdigi belgelerde, "Nasirali Isa" adiyla bilinen birinin ülkei boydan boya dolasip vaazlar verdigi ve insanlari pesine takarak imparatorluk için bir tehlike olusturduguna iliskin tek satir yoktur. Dahasi, Isa diye birinin yasadigina iliskin tek belge, Incil'dir. Vali Pilatus'un isyankar bir yahudiyi Kudüs'te çarmiha gerilmeye nahkum ettigi yolunda bir tek Roma belgesinin bulunmamasini da bu veri eksikliklerine ekleyebiliriz.
1945 ve 1947 yillarinda Misir ve Israil'de elde edilen iki büyük arkeolojik bulgu, belki de yillardan beri aranan, Tevrat ve Incil'i dogrulayacak belgelere erisilmis olabilecegi yolunda büyük heyecan yaratti. Bunlardan birincisi, 1945'te Misir'da Nag Hammadi bölgesinde bulunan çok eski dini papirüsler; ikincisi de 1947'de Israil'de, Ölü Deniz yakinindaki magaralarda bulunan ve "Ölü Deniz Yazitlari" olarak bilinen belgelerdi. Ne var ki, her iki büyük bulgu da ortodoks dini tezleri dogrulamak bir yana, onlarin yüzyillarca gözlerden uzak tutmaya çalistigi seyleri ortaya çikarmislardi: Nag Hammadi belgeleri, hiristiyanligin kabulünden sonra israrla ve sistematik biçimde Kilise tarafindan sindirilen ve susturulan "Gnostik"lerin dini-felsefi belgelerini içeriyordu, "Ölü Deniz Yazitlari"ysa Yahudi din adamlari tarafindan yüzyillar boyu iz kalmamacasina silinip atilmaya çalisilan "Enoch'un Kitabi" basta olmak üzere binyillar öncesinin "yasak yayinlari"ni içermekteydi.
Her iki bulgu, arastirmacilari ve tarihçileri yeni noktalara götürmekte yardimci oldu. Nag Hammadi ve Ölü Deniz Yazitlari, egemen ortodoks dini çevrelerin yok etmek istedikleri belgeleri ve bu belgeleri saklayan marjinal dini-felsefi insan gruplarini bilim adamlarinin dikkatlerine sunuyordu: Bilgiye ve somut akla deger verdikleri için mitleri sorgulayan, Isa'nin "Tanri'nin Oglu" degil bir "insan" oldugunu ve çarmihta ölmedigini, dolayisiyla bedensel dirilisin de "masal" oldugunu savunan Gnostikler; birinci yüzyil baslarinda Bethlehem ve Kudüs dolaylarinda yasamis bir "Mesih kültü"nün yasaticilari olan Nasoriler ve yine Israil'de inzivaya çekilen radikal bir dini grup olan Esseneler. Bugün tarihçiler, bu son iki grubun, yani
Nasoriler ve Essenelerin, hiristiyanligin ilk esinlerini olusturduklarini ama Roma'nin hiristiyanligi kabulünü izleyen süreçte Imparator Konstantin'in (kendisi bir pagan kült olan "Sol Invictus" dinine son nefesine kadar bagli olmakla birlikte) degisik Yakindogu mitlerinden sentez olusturup "Imparatorluk Dini"ni yaratmak üzere bir din adamlari konseyini bir araya getirdigini düsünüyorlar. Dogu'yu Imparatorlugun ana ekseni yapmak isteyen Konstantin, böylece bölge halklarini "resmi din" ile pasifize etmeyi amaçliyor ve siyasi otoritenin ilgilenmedigi bütün alanlarda "Kilise"yi yetkili ilan ediyor. Seçilen din adamlari konseyi Iznik'te toplaniyor ve Mithra Kültü'nden Misir'in Isis - Osiris mitlerine dek bütün bilinen kaynaklari elden geçirip "resmi" dini formüle ediyorlar. Dini yetki Kilise'nin ellerine teslim edildigi için, bu dini ilkeleri sorgulayan ya da itiraz eden bütün yerel gruplar birer birer sindiriliyor, yok ediliyor. "Hareketin" asil sahibi Nasori ve Essene mezhepleri ve dogmalari sorgulayan Gnostikler basta olmak üzere, muhalifler silinip gidiyor ortadan.
Iki Ingiliz Mason, Christopher Knight ve Robert Lomas, Masonlugun tarihini arastirdiklari sansasyonel "Hiram Key" adli kitap için arastirmalarini yürütürken, belki de hiristiyanligin tarihinin yeniden yazilmasini gerektirecek denli siradisi sonuçlara ulastilar
Binyillardir saklanan sir.
Bugün ortodoks dini çevreler (hem hiristiyan hem de yahudiler) bu yorumlara siddetli tepki gösteriyorlar. Ama arastirmacilar da, açilan yeni yoldan yürümekte kararlilar. Bundan dört yila yakin bir süre önce yayimlanan "Hiram Key" adli kitabin yazarlari Christopher Knight ve Robert Lomas da bu arastiricilarin en sansasyonellerinden. Her ikisi de Mason olan bu iki Ingiliz, bütün tepkilere ragmen 6 yil boyunca Masonlugun bilinmeyen tarihini incelediler, sorguladilar ve sonunda kendilerinin bile ummadiklari noktalara vardilar: Hiristiyanligin tarihi, belki de yeniden yazilmaliydi!
Iki genç adamin arastirmasinin en sürpriz yani, Isa ile ilgili ilk kez "elle tutulur" açiklamalar ortaya koymasi ama bunlarin yine ortodoks dinin iddialariyla 180 derece çelisik olmasiydi. Isa'nin "memleketi" olarak bilinen Nasira'ya iliskin bir bilmeceye takildi ilkin Knight ve Lomas. Incil, "Ona herkes Nasirali Isa diyecek" diyordu ama, bütün tarihi bulgular sözü edilen tarihlerde Nasira kentinin varolmadigini gösteriyordu. Iki arastirmaci, Israil'de uzun süre dolastilar, belgeleri incelediler ve sonunda aradiklarini hem Nag Hammadi yazitlarinda hem de orijinal metinlerde buldular. Nasira (Nazareth) Isa zamaninda ortada yoktu ama, "Nasirali" nitelemesi de bir dil ve çeviri hatasindan ileri geliyordu: Dogru sözcük, "Masorean", yani "Nasorili"ydi. Sina dolaylarinda yerel dilde Nasori "balik sürüleri" anlamina geliyordu ve sasirtici biçimde ayni sözcük ayni lehçede "Isa'ya inananlar"i da niteliyordu! Arastirmalarini ilerleten iki yazar, Nag Hammadi yazitlari ve bölgede rastlanan esk kabartmalar dahil, hiristiyanlarin kullandigi "birbirini kesen iki yay" biçimindeki amblemin net bir biçimde "balik" seklini simgeledigini farkettiler. Bu, hiristiyan kültüründeki "balikçilik" mitine de uygun düsüyor ve Aziz Peter'in balikçi olmasini, Isa'nin aglari baliklarla doldurmasi mitlerini de açikliyordu. Son noktada "Nasirali Isa" nitelemesi, bir baska okunusla beliriverdi: "Balikçilar grubunun Isa'si" !
Nasorilere iliskin bu yorumlari, söz konusu grubun Esseneler ile de iç içe yasadigini, dahasi, belki de bu ikisinin ayni insanlardan söz ettigini ortaya çikaran bulgular izledi. Roma imparatorlugu bütün Yakindogu'ya egemen olurken, dinlerinin ve binlerce yildir saklanan eski bilgilerinin elden gidecegini düsünen bir grup yahudi sehirlerden uzakta inzivaya çekilmis ve magaralarda dervis hayati yasamaya baslamisti. Bunlar, insanin dogumdan itibaren "kirlilige" yatkin oldugunu düsünüyorlar ve sürekli su ile yikanmayi gerekli görüyorlardi: "Vaftiz"in izleriydi bunlar! Içlerinden bazilari Kudüs ve dolaylarinda insanlarin arasinda dolasip onlari "dogru yola çagirma" islevini üstlendikleri anlasiliyordu ki, bunlardan biri "Nasorilerin Isa"si, digeri de "Vaftizci Yahya" olmaliydi.
Sonra Knight ve Lomas, Isa'nin adi üzerinde durdular: Incil yunanca yazilmisti ve bu nedenle "Jesus" adi Yunan dilindeydi. Bu ismin Yahudi dilindeki karsiligi çok büyük bir olasilikla "Joshua" olmaliydi aslinda. "Joshua", Tevrat'taki kurtarici "Mesih" imgesine yakin kisiliklerden biriydi. Diger yandan Isa'nin "soyadi" haline gelen "Mesih" yani "Christ" sözcügünün de bir özel isim olmayip, Yahudi dinindeki "beklentiyle" iliskili oldugunu vurguladilar Knight ve Lomas. Yahudiler, Tevrat'ta yazili olan, kendilerini bagimsizliga götürecek bir Mesih'i bekliyorlardi ama bekledikleri kisi "Tanri'nin Oglu" ya da bizzat "Tanri" nitelemesiyle gelecek ve "dünyayi kurtaracak" biri degil, etten kemikten biriydi: Yahudilerin Krali unvaniyla, Davut'un mirasini üstlenecek ve Yahudileri Roma zulmünden kurtarip bagimsizligini saglayacak güçlü, savasçi bir Mesih bekliyordu onlar. Bu durumda, isimde bir gariplik vardi sanki.
Iki yazar, arastirmayi Isa'nin yakalanip yargilanmasina ve çarmiha gerilmesine dek götürdüler. 4. yüzyildan beri yüzlerce inanmis insan Yahudi topraklarini karis karis aramis ama ne mahkeme tutanaklarina ne de ünlü çarmiha gerilme isleminin yapildigi meydana ya da mezara ulasabilmisti. Bir referans noktasi arayan Knight ve Lomas, yargilama ve çarmiha gerilme bölümüne iliskin Incil'deki hikayede, kimsenin o güne dek dikkat etmedigi bir "anormalligi" farkettiler birden: Efsaneye göre Vali Pilatus, Isa ile birlikte idama mahkum edilen Barrabas adinda bir suçluyu halkin önüne çikarmis ve adet geregini birinin affedilecegini söyleyip halktan seçim yapmasini istemisti. Çogunlugunu yahudilerin olusturdugu halk da söz birligi içinde "Barrabas'i affet, Isa'yi as" yanitini vermisti valiye. Iki yazar, bu Barrabas'in bir ikinci isminin daha oldugunu fark ettiler: Matta Incili'nin 27:16 ayetinde bu adamin adi, bir kez geçiyordu: Isa Barrabas!
Isler bambaska bir noktaya yönelmeye basladi Knight ve Lomas için: Demek o gün, inanisa göre, idama mahkum edilen iki Isa vardi! Bunlardan biri, "Yahudilerin Krali" iddiasiyla ortaya çikmis ve bu unvan alayci biçimde basinin üzerine yazilarak çarmiha gerilmisti. Digeriyse, Isa Barrabas idi ve Vali Pilatus tarafindan affedilmisti. Iki yazar, bir adim daha ileri gittiler ve o günün diline iliskin verilerden yararlanarak, bu kökeni hiç bilinmeyen Barrabas adini çözümlediler: "Bar", dönemin dilinde "Oglu" anlamina geliyordu. "Abba" ise "Baba" demekti. Iki sözcük birlesip tamlama haline geldiginde "Babasinin Oglu" çikiyordu ortaya ama bu tamlamanin özel anlami, "Tanri'nin Oglu"ydu! Yani Barrabas bir isim falan degil, bir unvandi ve Isa Barrabas harfi harfine "Tanri'nin Oglu Isa" demekti! Demek ki, o gün Kudüs'te "Tanri'nin Oglu Isa" adiyla bilinen biri, olasilikla basini derde sokmus bir din adami ya da vaiz Vali Pilatus tarafindan affedilmis, daha tehlikeli görülen, çünkü "Yahudilerin Krali" unvanina sahip oldugu söylenen, halk arasinda "beklenen Mesih" olabilecegi inançlari yayilan bir baska Isa da çarmiha gerilerek idam edilmisti! Simdi, bunlarin hangisi hiristiyanlarin Isa'siydi sorusuna yanit bulmak kaliyordu ve Knight ile Lomas'a göre yanit açikti: Affedilen ve serbest kalan, "Tanri'nin Oglu" unvanli dervis!
Iddia, hemen farkedeceginiz gibi "saglam" bilimsel dayanaklara sahip degil ve yine dini belgelerden yararlaniyor. Ama çözümleme ve varsayimin geçerli olma olasiligi hiç de düsük degil. Bu varsayim, iki yazari söyle bir noktaya da yönlendiriyor: Isa, affedildi ve bir Nasorili olarak, Essenelerin arasina geri döndü. Birinci yüzyilin ortalari boyunca, diger yoldaslariyla birlikte mezhep inanislarini yaymaya çalisti, bunda bir ölçüde basarili da oldu. Ne var ki Roma Imparatorlugu ani bir strateji degisikligiyle yeni dini alip "resmi din" haline getirince ve onu istedigi gibi yogurup muhalifleri de ezince, Essene ve Nasorilerin sahip olduklari tek sey, inançlari ve bilgileri de ellerinden alindi. Roma'nin kurdugu Kilise de yüzyillar boyunca yapay bir hiristiyanligi Bati dünyasina egemen kildi, muhalifleri yok etti. Iki yazar, "Hiram Key" kitabinda Isa'nin döneminde yazilan ve bilinmeyen geçmise isik tutacak belgelerin Isa ve yoldaslarinca Kudüs'te bir yerlere saklandigini; 1000 yila yakin bir süre sonra, Haçli Seferleri sirasinda bölgeye gelen Templar Sövalyeleri'nin israrla bu belgeleri arayip bulduklarini; ele geçen yazitlarin sövalyelerce Iskoçya'daki bir satonun içine gizlendigini de iddia ediyorlar. Buna göre, eger Iskoçya'daki Rosslyn Satosu iyice aranirsa, bilmedigimiz daha pek çok seyi içeren büyük bir gizem ortaya çikacak. Bu, Essenelere de atalarindan kalan, olasilikla I.Ö 3. binyila, hatta daha gerilere giden bir gizem belki de.
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış.
Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim...
...
Halil, evli çocuklu.
İbrahim ise bekârmış...
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin...
Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı.
İkiye ayırmışlar.
İş kalmış taşımaya.
Halil, bir teklif yapmış :
İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
Peki, abi demiş İbrahim...
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... .
O gidince, düşünmüş İbrahim:
Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve
Kendi payından bir miktar atmış onunkine...
Az sonra Halil çıkagelmiş.
Haydi İbrahim. De miş, önce sen doldur da taşı ambara.
Peki abi.
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil düşünür bu defa:
Der ki:
Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var.
Ama kardeşim bekâr.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.
Böyle düşünerek,
Kendi payından atar onunkine birkaç kürek.
Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine.
Bu, böyle sürüp gider.
Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur.
Karanlık basar.
Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.
Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir.
Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki...
Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler.
Şaşarlar bu işe...
Aksine çoğalır buğdayları.
Dolar taşar ambarları.
Bugün "Bereket" denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir...
Aşağıdaki kısa test dört sorudan oluşmakta ve sizin bir uzman olabilmek için gerekli özelliklere sahip olup olmadığınızı tespit ediyor.
Sorular zor değil. O bakımdan samimi olunuz ve kendi kendinizi aldatmayınız.
1. Bir zürafa buzdolabına nasıl sokulabilir?
Doğru cevap:
Buzdolabının kapağını aç, zürafayı içine sok, kapağı kapa!
Bu soru sizin basit şeyleri gereksiz yere zorlaştırıp zorlaştırmadığını sınıyor.
2. Bir fil nasıl buzdolabına sokulur?
Doğru cevap:
Kapağı aç, zürafayı dışarı çıkar, fili içeri sok, kapağı kapa.
Bu soru, yaptığınız eylemlerin getireceği sonuçları düşünüp düşünmediğinizi ölçmeye yönelikti.
3. Ormanlar Kralı Aslan bir hayvanlar konferansı düzenliyor. Bir hayvan hariç bütün hayvanlar bu konferansa katılıyorlar. Konferansa katılmayan hayvan hangisi?
Doğru Cevap: Fil. Fil hala buzdolabında!
Bu soru hafızanızı sınıyor.
4. Timsahların yaşadığı bir nehirden geçmeniz gerekiyor. Ne yaparsınız?
Doğru Cevap: Karşı tarafa yüzersiniz. Neden? Bütün timsahlar hayvanlar konferansında.
Bu soru, yaptığınız hatalardan ders alabilip alamadığınızı sınıyor.
Hayatı nasıl yaşayacağı herkesin kendi tercihidir.. Ama bazı ipuçları hayatı kolaylaştırabilir...
* İyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
* Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma
* İyice soruşturup diğer insanların da haklı olabileceğini düşün.
* Seni takmayanı sende takma
* Güvenmediğin biriyle asla flört etme.
* Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme.
* İnsanlara doğru değer ver
hak etmeyenleri sil.
* Kimseye yalvarma.
* Asla dönüp de arkana bakma.
* Sır tutmasını bil.
* Dostlarının yeri ayrı
sevgilinin yeri ayrı. Sevgilin için dostlarını
dostların için sevgini satma.
* Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme
sorun sen değilsin.
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme
ama aklının bir köşesinde de tut.
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz
iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
* Kendini öven insanlardan kaç.
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini göz ardı etme.
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma
mutlaka üzerine sıçrar.
*Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah'a hakaret etme!
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.* Kendini sev. * Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
*Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama
ama kazandığın insanların değerini bil.
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.(alıntı)
* Dostlarının yeri ayrı
* Hak ettiğin sevgiyi alamadın mı? Kendini üzme
* Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme
* Bir ilişkiyi kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz
* Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
* Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
* Emrivaki oluşturulan dostlukları kabul etme.
* Eğer verdiğin o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
* Dostun olacak insanları bazı kriterlere göre belirle.
* Kendini öven insanlardan kaç.
* Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
* Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
* Sorunun olduğunda insanlar zaman ayırıp seni dinliyorlarsa onların öğütlerini göz ardı etme.
* Göz göre göre su birikintilerine taş atma
*Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
* Sana bahşedilen zekayı kullanmayarak Allah'a hakaret etme!
* Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.* Kendini sev. * Alkol alınca kontrolünü yitirenlerle asla tartışma.
* Dışarıdaki güneşe bakıp gülümse ve önünde koskocaman bir gelecek olduğunu unutma.
*Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakârlık yapma.
* İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama
* Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
* Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
* İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
* Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme.(alıntı)
Beynimiz ve Tebessüm
Niçin tebessüm eder veya güleriz? Kendi kendimizi gıdıklayınca niçin gülmeyiz? Mizah duygusu beynimizin hangi kısmında yer alır? Bunlar gibi birçok soru, bu konuda fazla araştırma yapılmadığı için henüz cevaplandırılamamıştır. Gülmek ve kahkaha klinik bir hâdise olmadığı için, bu konuda fazla çalışma yapılmadığı düşünülmektedir. İnsanlar fazla tebessüm ettikleri ve mutlu oldukları için doktora gitmezler. Ancak bazı insanlar gülme krizleri yüzünden doktora başvurmaktadırlar. Beyinde bazı bölgelerin hasar görmesi sonucu, kontrol edilemeyen gülmeler oluşabilmektedir. Bazı epilepsi (sara) tiplerinde de aşırı gülmeler olabilmektedir.
Niçin tebessüm eder veya güleriz? Kendi kendimizi gıdıklayınca niçin gülmeyiz? Mizah duygusu beynimizin hangi kısmında yer alır? Bunlar gibi birçok soru, bu konuda fazla araştırma yapılmadığı için henüz cevaplandırılamamıştır. Gülmek ve kahkaha klinik bir hâdise olmadığı için, bu konuda fazla çalışma yapılmadığı düşünülmektedir. İnsanlar fazla tebessüm ettikleri ve mutlu oldukları için doktora gitmezler. Ancak bazı insanlar gülme krizleri yüzünden doktora başvurmaktadırlar. Beyinde bazı bölgelerin hasar görmesi sonucu, kontrol edilemeyen gülmeler oluşabilmektedir. Bazı epilepsi (sara) tiplerinde de aşırı gülmeler olabilmektedir.
1962 yılında Tanganika'da bir okulda bir kızda gülme krizi başlar. Kısa bir sürede bu kriz bütün okula yayılır. Bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan bu kriz yüzünden okul üç hafta süreyle tatil edilir.
Nature dergisinin 1998 yılında yayımlanan 391. sayısında "Elektrik Akımı Kahkahayı Uyarır" başlıklı bir makalede beyin ve gülme ile ilgili bilgiler kamuoyuna sunulur.
16. yy'da bir kızın beyninin bir kısmı epilepsi yüzünden çıkarılır. Ameliyat sırasında doktorlar kızın beyninin serebral kortex (beyin kabuğu) denilen kısmında bir bölgeyi elektrik akımıyla uyarırlar. Sol üst frontal gyrus adlı 2x2 cm boyutundaki saha her uyarıldığında, kız daima gülmektedir. Beynin bu bölgesi motor (hareketle ilgili) bölgedir.
Makalenin yazarlarına göre beyinde mizah ile ilgili üç bölüm vardır.
1- Mizahın hissî kısmı ile ilgili bölüm: Gülmenin olması için bir tetikleyenin olması lâzımdır. Mizahî bir hâdise mizah duygusunu uyandırabilir. Beyinde duyguların merkezi de limbik sistemdir.
2- Mizahın düşünme kısmı ile ilgili bölüm (Cognitive part): Mizahın, mizah olarak algılanması için gerekli olan bölümdür. Yani bu bölüm olmazsa yapılan bir lâtife, espri olarak algılanmaz.
3- Gülümsemenin olması için yüz kaslarını çalıştıran motor bölüm: Kaslar, kasları çalıştıran sinirler ve sinir bağlantılarından müteşekkildir.
Bu çalışmalara rağmen hâlâ beyin-gülümseme münasebeti hakkında çok az şey biliyoruz. "Gülümseme nedir? Niçin gülüyoruz? Gülerken beynimizin içinde neler oluyor?" gibi soruların cevabını tam olarak veremiyoruz.
Gülmenin Faydaları / Zararları
Gelotoloji, gülmenin fizyolojik özelliklerini inceleyen bir bilim dalıdır. Bu bilime göre, gülme, ses ve hareketten öte bir şeydir. Gülme sırasında birçok kas koordineli bir şekilde çalışır:
1- Kan basıncı artar,
2- Kalb hızlı atar,
3- Solunum değişir,
4- Nörokimyevî madde seviyesi azalır,
5- İmmün sistem canlanır, harekete geçer.
Gülme sonucu kaslar yumuşadığı için insanlarda bir rahatlama olur. Bazı hastahanelerde morali artırmak için "mizah odaları" vardır.
Psikonöroimmünoloji; psikoloji, nöroloji ve immünoloji kelimelerinin birleşiminden oluşmuştur. Stresin ve üzüntünün, sinir sistemine nasıl tesir ettiğini araştırır. Psikonöroimmünolojiye göre hastalıkların % 50'sinin sebebi; üzüntü, stres, hayatı yanlış anlama, karamsarlıktır. Gülümseme, otonom sinir sistemini harekete geçirerek stres hormonlarının ve nörotransmitterlerin seviyesini değiştirir. 60 dk'lık bir komedi programı kortizolu, büyüme hormonunu ve kateşolaminlerin seviyesini azaltır.
Kortizol, immün sistemini baskılar; gülme ile bu baskı ortadan kalkar. Yine gülümseme ile:
- Mikroplarla savaşan ve savunma sistemimizin bel kemiği olan immünoglobünlerin (antikor) seviyesi artar.
- Tabiî öldürücü hücrelerin ve anormal hücreleri yok eden hücrelerin aktivitesi artar.
- İmmün sisteme destek olan plasma sitokininlerin ve gama interferonların seviyesi iki kat artar.
Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi profesörlerinden W. Fry ve Hastalığın Anatomisi adlı kitabın yazarı N. Cousins'e göre gülme, ankylosing spondylitis gibi hayatı tehdit eden bir kollagen doku hastalığında bile kullanılabilir.
1990'da 41 lise öğrencisi üzerinde bir seri deney yapılır. Öğrenciler iki gruba ayrılır. Birinci gruba mizahî, diğer gruba sıradan bir konuşma dinlettirilir. Deney öncesi ve sonrası öğrencilerin tansiyonları ve lgA (immünoglobün) seviyeleri tükürükte ölçülür. lgA, viral ve bakteriyal enfeksiyonlara karşı vücudun ilk savunma silâhıdır. Mizah grubunda lgA miktarı önemli nispette artmıştır. Diğer grupta bir değişiklik olmamıştır.
Gülünce yüz ifademiz değişir. Kol, bacak ve göğüs kaslarımız harekete geçer. Ancak tebessüm bu kadar faydalı olmasına rağmen kahkahanın birçok zararları vardır. Peygamberimiz bu konuyu "kahkaha kalbi öldürür" diyerek yüzyıllar önce dile getirmiştir.
Kahkaha kalb krizlerine, beyin kanamalarına ve felçlere yol açabilir. Bununla ilgili vakalar rapor edilmiştir. Karın bölgesinden ameliyat olanlar kahkaha atmamalıdırlar. Çünkü dikişleri yırtılabilir. Kaburgaları kırılmış insanların fazla gülmeleri de iyi değildir. Bu tip rahatsızlıkları olan insanların yanında kahkaha attıracak espriler yapılmamalıdır.
Size bir tebessüm edemeyecek derecede yorgun birine rastlarsanız, siz tebessümünüzü esirgemeyiniz. Çünkü gülümsemeye en çok muhtaç olan kimse başkalarına verecek tebessümü olmayan kimsedir.
Sözümüzü bir hikâye ile bitirelim:
Garson, servis yaparken müşteriye gülümser, bundan mutlu olan müşteri garsona iyi bir bahşiş verir. Garson sevinir, iyi bir alışveriş yapar. Eve dönerken yolda bir dilenciye rastlar, bahşişin bir kısmını da ona verir. Dilenci de sevinir ve o paranın bir kısmıyla ekmek alır. Kulübeciğine dönerken yolda zayıf bir kedi görür, ona acır. Garsonun verdiği parayla süt alır, kediyi eve götürür, sobayı yakar ve uyurlar. Gece kulübede yangın çıkar. Kedi yaptığı gürültü ile dilenciyi uyandırır. Adam yanmaktan, mahalle de yangından kurtulur.
Tebessüm deyip geçmeyin, bakın nelere vesile oluyor!
ALINTIDIR
Yakamoz bir canlidir, latince ismi Noctiluca Milliaris olan bu canli ayni
bir ates böceginin denizde yasayan versiyonudur. Limunisans maddesini
vücudunda barindiran bu canliya dokunuldugunda bir isik saçar. Bu canli
bir planktondur,yani milimetrik boyutlarda bir canlidir.
bir ates böceginin denizde yasayan versiyonudur. Limunisans maddesini
vücudunda barindiran bu canliya dokunuldugunda bir isik saçar. Bu canli
bir planktondur,yani milimetrik boyutlarda bir canlidir.
Bunlardan milyonlarcasi bir araya geldiginde geceleri bir kayik geçerken,
veya bir balik sürüsü geçtiginde bu canlilara çarparak
isik çikartmalarini saglarlar. O yüzden balikçi sandallarinda yüksek bir
direk ve bu diregin ucunda oturulacak bir yer vardir. Balikçilardan biri
buraya oturarak ay olmayan geceleri baliklarin yakamoz yaparak geçtikleri
yollari görüp dümenciyi oraya yönlendirirler.O yüzden Lüfer avlarken Lüx
isigi kullanilir.Isik balik gelsin diye degil, misinanin degdigiyakamozlarin çikardigi isiktan Lüfer korkmasin diye Lüx isigi ile yakamoz
isigini öldürmek için kullanilir.
Kelimeleri harcarken yanlislara düsmeyelim. Esasinda Yakamoz (eger
göreniniz varsa bilir) olagan üstü bir seydir, Yakamoz
oldugunda denizde uzun floresan lambalar yaniyormus gibi olur. Ama bunun
için ay isigi olmamasi gerekir. Ay isiginda (daha baskin
oldugu için)göremezsiniz. Aşağıda, yakamoz adlı canlının bir de
resmini bulacaksınız, ama hiç bir zaman bu kadar yakından
göremeyeceksiniz.
1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yıl yaşıyor.
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.
4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.
6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm.
10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle yaşıyor.
11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.
12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.
13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.
14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.
17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.
18- 15 yaşındaki İngilizler'in yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri sigara içiyor.
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.
20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı.
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.
25- Amerikalılar'ın üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.
26- 150'den fazla ülkede işkence var.
27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.
29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.
31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.
33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.
34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.
35- Her yıl 10 dil ölüyor.
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.
38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.
39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.
40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.
42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.
44- Dünyada 27 milyon köle var.
45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.
47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.
49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.
2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip.
4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp.
5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla.
6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti.7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip.
8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla.
9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak, 9'unda ise cezası ölüm.
10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirle yaşıyor.
11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor.
12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı.
13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor.
14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var.
15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor.
16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor.
17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor.
18- 15 yaşındaki İngilizler'in yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte biri sigara içiyor.
19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor.
20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor.
21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı.
22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla.
23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor.
24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar.
25- Amerikalılar'ın üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor.
26- 150'den fazla ülkede işkence var.
27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor.
28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33.
29- Dünyanın üçte biri savaş halinde.
30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir.
31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor.
32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı.
33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor.
34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS.
35- Her yıl 10 dil ölüyor.
36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla.
37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor.
38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var.
39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor.
40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor.
41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı.
42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor.
43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor.
44- Dünyada 27 milyon köle var.
45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor.
46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor.
47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor.
48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi, atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor.
49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var.
50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.
*Aklını kullan iyice tanımadan hiçbir insana bağlanma.
*Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun.
*Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
*Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme
*İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
*Kimseye yalvarma.
*Asla dönüp de arkana bakma.
*Sır tutmasını bil.
*Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma.
*Onları asla sevgilin için satma.
*Hak ettiğin sevgiyi alamadığında kendini üzme, sorun sen değilsin.
*Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
*Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
*Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
*Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
*Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
*Kendini öven insanlardan kaç.
*Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
*Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
*Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
*Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
*Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
*Kendini sev.
*Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
*İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
*Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
*Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
*İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
*Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme...
*Bitmemiş ilişkilerin üzerine ilişki kurma, acı çeken sen olursun.
*Seni takmayanı sen hiç takma, konuşmayanla asla konuşma.
*Yalanını yakaladığın kişinin düzelebileceğini düşünme
*İnsanlara doğru değer ver, hak etmeyenleri sil.
*Kimseye yalvarma.
*Asla dönüp de arkana bakma.
*Sır tutmasını bil.
*Dostlarının sevgilinden daha önemli olduğunu unutma.
*Onları asla sevgilin için satma.
*Hak ettiğin sevgiyi alamadığında kendini üzme, sorun sen değilsin.
*Kimsenin lafıyla dolduruşa gelme, ama aklının bir köşesinde de tut.
*Kafanda bitirdikten sonra iki çift tatlı söz, iki damla gözyaşı için asla yumuşama.
*Seni sevenlerle kullananları iyi ayırt et.
*Seni dinleyip anlamaya niyeti olmayanlarla tartışma.
*Eğer verdiğin sır o kişide kalmıyorsa ikinci bir sır şansı verme.
*Kendini öven insanlardan kaç.
*Karşındakinin doğruyu söylediğini varsayma.
*Kendine saygını yitirmene neden olacak hiçbir şey yapma.
*Kendinin herkesten daha önemli olduğunu unutma.
*Gözyaşlarının değerini bil. Onları hak etmeyenler için harcama.
*Senin zekana inanan insanları hayal kırıklığına uğratma.
*Kendini sev.
*Dostluğunla yetinmeyenler için hiçbir fedakarlık yapma.
*İnsanları kaybediyorsun diye ağlayıp sızlama, ama kazandığın insanların değerini bil.
*Kimseye taşıyabileceğinden fazla değer verip bununla övünmesine fırsat verme.
*Güvenmediğin kimseye aleyhine kullanılabilecek hiçbir koz verme.
*İstediğini almak için asla duygu sömürüsü yapma.
*Sana duyulan sevgiyi ve güveni istismar etme...
Günümüzden 56 milyon yıl önce esrarengiz bir şekilde atmosfere salınan karbon, küresel sıcaklıkta ani bir yükselişe neden oldu. Ve jeolojik süreçte göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir zaman dilimi içinde yaşam ebediyen değişti. Dünya bu yoldan daha önce de geçti.
Ancak bugün yükselen ateşi ile o zamanki tam olarak aynı değildi. Sonuçta 56 milyon yıl kadar önce dünya bambaşka bir yerdi. Atlas Okyanusu tam olarak açılmamıştı. Hayvanlar Asya'dan Avrupa'ya ve Grönland'dan Kuzey Amerika'ya yürüyerek gidebiliyordu. Muhtemelen aralarında primat atalarımız da vardı. Bu yürüyüş sırasında buzun zerresine bile rastlamıyorlardı. Aslında bahsettiğimiz bu olayların öncesinde bile yeryüzü zaten bugün olduğundan çok daha sıcaktı. Ancak Paleosen dönemden Eosen döneme geçiş sırasında daha da ısınacaktı. Hem de büyük bir hızla ve kökten bir biçimde.
Bunun nedeni, büyük miktarda karbonun jeolojik açıdan ani sayılabilecek şekilde salınmasıydı. Bilim insanlarının ateş dönemi olarak adlandırdıkları Paleosen-Eosen Termal Maksimum'da (PETM) atmosfere salınan karbon miktarı tam olarak bilinmiyor. Ancak yaklaşık olarak insanların bugün yeryüzündeki bütün kömür, petrol ve doğalgaz rezervlerini yakmaları halinde ortaya çıkacak miktara eşit olduğu tahmin ediliyor. PETM dönemi, karbon fazlasının tekrar emilmesine kadar 150 bin yıldan fazla sürdü. Kuraklığa, sellere, haşere istilalarına ve bazı türlerin neslinin tükenmesine yol açtı. Yeryüzündeki hayat bu dönemi atlatmayı başardı -hatta daha da zenginleşti- ancak bambaşka bir şekle büründü. Bugün bu eski ani karbon yükselişinin evrimsel sonuçlarını her yerde görebiliriz. Aslına bakarsanız bu sonuçların içinde biz de varız. Şu anda da bu deneyi kendi ellerimizle tekrarlıyoruz.
NG-Ekim2011
Ancak bugün yükselen ateşi ile o zamanki tam olarak aynı değildi. Sonuçta 56 milyon yıl kadar önce dünya bambaşka bir yerdi. Atlas Okyanusu tam olarak açılmamıştı. Hayvanlar Asya'dan Avrupa'ya ve Grönland'dan Kuzey Amerika'ya yürüyerek gidebiliyordu. Muhtemelen aralarında primat atalarımız da vardı. Bu yürüyüş sırasında buzun zerresine bile rastlamıyorlardı. Aslında bahsettiğimiz bu olayların öncesinde bile yeryüzü zaten bugün olduğundan çok daha sıcaktı. Ancak Paleosen dönemden Eosen döneme geçiş sırasında daha da ısınacaktı. Hem de büyük bir hızla ve kökten bir biçimde.
Bunun nedeni, büyük miktarda karbonun jeolojik açıdan ani sayılabilecek şekilde salınmasıydı. Bilim insanlarının ateş dönemi olarak adlandırdıkları Paleosen-Eosen Termal Maksimum'da (PETM) atmosfere salınan karbon miktarı tam olarak bilinmiyor. Ancak yaklaşık olarak insanların bugün yeryüzündeki bütün kömür, petrol ve doğalgaz rezervlerini yakmaları halinde ortaya çıkacak miktara eşit olduğu tahmin ediliyor. PETM dönemi, karbon fazlasının tekrar emilmesine kadar 150 bin yıldan fazla sürdü. Kuraklığa, sellere, haşere istilalarına ve bazı türlerin neslinin tükenmesine yol açtı. Yeryüzündeki hayat bu dönemi atlatmayı başardı -hatta daha da zenginleşti- ancak bambaşka bir şekle büründü. Bugün bu eski ani karbon yükselişinin evrimsel sonuçlarını her yerde görebiliriz. Aslına bakarsanız bu sonuçların içinde biz de varız. Şu anda da bu deneyi kendi ellerimizle tekrarlıyoruz.
NG-Ekim2011
1 Yürümek, sağlık için iyi olsaydı, Postacılar ölümsüz olurdu.
2. Balina; tüm gün yüzer, sadece deniz ürünleri yer, bol su içer ve şişmanlar.
3. Bir tavşan bütün gün hoplasa DA, zıplasa DA sadece 15 yıl yaşar.
4. Bir kaplumbağa ise; hiç çalışmadan, hiçbir şey yapmadan 450 yıl yaşar. (İŞTE İDOLÜM)
SONUÇ:EGZERSİZin canı cehenneme!
Ölümün eşiğinde, Büyük İskender komutanlarını çağırıp son üç arzusunu iletmiş.
1] Tabutu dönemin en iyi doktorlarınca taşınmalı.
2] Elde ettiği tüm zenginliğinin [altın, gümüş ve değerli taşlar] yol boyunca tabutu mezara gelene kadar serpiştirilmeli.
Komutanlardan biri, şaşkın, nedenini sormuş.
Büyük İskender, açıklamış:
1] En ünlü doktorların taşımasını şu nedenle istiyorum: Herkes bilsin ki, Doktorlar ne kadar iyi olursa olsun, onlar bile ölümün karşısında çaresizdir.
2] Yerlere sepeceğiniz değerlerim de gösterecektir ki: Bu dünyada elde ettiğimiz zenginlik, bu dünyada kalır.
3] Ellerim tabutun dışında kalsın ki, herkes bilsin: Bizim için en değerli şey olan zamanımız tükenince, boş ellerle doğduğumuz gibi, boş ellerle de gideriz.
Benim hayatımı yargılamadan önce,
benim ayakkabılarımı giy
ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan,
dağ ve ovalardan geç.
Hüznü, acıyı ve neşeyi tat.
Benim geçtiğim senelerden geç,
benim takıldığım taşlara takıl.
Yeniden ayağa kalk
ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi.
Ancak ondan sonra, beni yargılayabilirsin..
Geçer dediklerimi geçirdim,
biter dediklerimi bitirdim.
Nefret ettiklerimi sildim, silkindim yeter dedim.
Geride bıraktıklarım hesap sormaya kalkmasın o yüzden bana.
Farkında olduğum için var oldunuz,
vazgeçtiğim için bugün yoksunuz...
MEVLANA
KADINLARI MUTLU ETMENİN YOLLARI
01. Saçlarını okşa,
02. Yücelt,
03. Şımart,
04. Gözlerinin içine bak,
05. Geleceğe ait planlar yap,
06. Dil dök,
07. Yalvar,
08. Destek ol,
09. Yemeğe götür,
10. Alışverişe götür,
11. Tekneye bindir,
12. Güldür,
13. Zeka oyunları yap,
14. Müzik dinlet,
15. Teşvik et,
16. Teskin et,
17. Affet,
18. Hayran kal,
19. Banyosunu hazırla,
20. Güven ver,
21. Kapıyı tut,
22. Asansörde kat düğmesine bas,
23. Arabasının kapısını aç,
24. Isıt,
25. Sarıl,
26. Öp,
27. Ona hasta ol,
28. Kulağına fısılda,
29. Ayaklarına masaj yap,
30. Konsere götür,
31. Onu her yerde ve her zaman bekle,
32. kraliçen yap,
33. Onunla birlikte rejim yap,
34. Onunla birlikte spor yap,
35. O uyumadan uyuma,
36. O uyanmadan uyanma,
..
..
..
..
1000. Ne istediğini önceden anla,
1001. Günde yedi kez özür dile,
1002. Sürekli onu dinle,
1003. Yorganı çekince ses etme,
1004. Yorganı titretme,
..
..
..
6789. Spor araba al,
6790. Saat al,
6791. Yüzük al,
6792. Küpe al,
6793. Traş ol,
6794. Saç seklini değiştir,
6795. Kareli gömlek giy,
6796. Yemin et,
6797. Dayan,
6798. Katlan.
..
..
..
..
..
..
..
..
ERKEKLERİ MUTLU ETMENiN YOLLARI
01. Karnını doyur.
02. Televizyonun kumandasını ver.
03. Önünden çekil.
01. Saçlarını okşa,
02. Yücelt,
03. Şımart,
04. Gözlerinin içine bak,
05. Geleceğe ait planlar yap,
06. Dil dök,
07. Yalvar,
08. Destek ol,
09. Yemeğe götür,
10. Alışverişe götür,
11. Tekneye bindir,
12. Güldür,
13. Zeka oyunları yap,
14. Müzik dinlet,
15. Teşvik et,
16. Teskin et,
17. Affet,
18. Hayran kal,
19. Banyosunu hazırla,
20. Güven ver,
21. Kapıyı tut,
22. Asansörde kat düğmesine bas,
23. Arabasının kapısını aç,
24. Isıt,
25. Sarıl,
26. Öp,
27. Ona hasta ol,
28. Kulağına fısılda,
29. Ayaklarına masaj yap,
30. Konsere götür,
31. Onu her yerde ve her zaman bekle,
32. kraliçen yap,
33. Onunla birlikte rejim yap,
34. Onunla birlikte spor yap,
35. O uyumadan uyuma,
36. O uyanmadan uyanma,
..
..
..
..
1000. Ne istediğini önceden anla,
1001. Günde yedi kez özür dile,
1002. Sürekli onu dinle,
1003. Yorganı çekince ses etme,
1004. Yorganı titretme,
..
..
..
6789. Spor araba al,
6790. Saat al,
6791. Yüzük al,
6792. Küpe al,
6793. Traş ol,
6794. Saç seklini değiştir,
6795. Kareli gömlek giy,
6796. Yemin et,
6797. Dayan,
6798. Katlan.
..
..
..
..
..
..
..
..
ERKEKLERİ MUTLU ETMENiN YOLLARI
01. Karnını doyur.
02. Televizyonun kumandasını ver.
03. Önünden çekil.
İlk kural : " Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun
anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan,
etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır,ya bizi bir yere götürürler ya
da bize bir şey öğretirler.
İkinci kural : "Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. Hiç
bir şey, hem de hiç bir şey yaşadığımız şeyi değiştiremezdi. Yaşadığımızın
içindeki en önemsiz saydığımız ayrıntıyı bile değiştiremeyiz. 'Şöyle
yapsaydım, böyle olacaktı' gibi bir cümle yoktur.Hayır, ne yaşandıysa,
yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır, dersimizi alalım ve ilerleyelim
diye. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese
de,hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir."
Üçüncü kural : " İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey
doğru anda başlar, ne erken ne geç.Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına
hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
Dördüncü kural: "Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir.
Hayatımızda bir şey sona ererse, bu bizim gelişimimize hizmet eder.Bu yüzden
serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle
ileriye doğru bakmak daha iyidir." Kendine iyi bak. Tüm kalbinle sev.
Sonuna kadar hayatın tadını çıkar. Hayattındaki her gün bir hediyedir,
kıymetini bil.
6 Efendinin Ad'a ne yaptığını görmedin mi?
7 Yüksek sütunların sahibi İrem'e
8 Ki şehirler içinde bir benzeri yaratılmamıştı.
89 Fecr Suresi 68
Ad toplumundan Kuran'da birçok yerde bahsedilir. Hud Peygamber, Ad toplumuna gönderilmiş ve onları, Allah'a ortaklar koşmamaya davet etmiştir. Ad toplumu, Hud Peygamberin bu uyarılarına rağmen Allah'a ortak koşmaya ve zalimliklerine devam etmiştir. Nihayet çok güzel, yüksek sütunlarla inşa edilmiş İrem şehrinde yaşayan Ad toplumu, bir kasırga sonucunda yok olmuştur.
7 Yüksek sütunların sahibi İrem'e
8 Ki şehirler içinde bir benzeri yaratılmamıştı.
89 Fecr Suresi 68
Ad toplumundan Kuran'da birçok yerde bahsedilir. Hud Peygamber, Ad toplumuna gönderilmiş ve onları, Allah'a ortaklar koşmamaya davet etmiştir. Ad toplumu, Hud Peygamberin bu uyarılarına rağmen Allah'a ortak koşmaya ve zalimliklerine devam etmiştir. Nihayet çok güzel, yüksek sütunlarla inşa edilmiş İrem şehrinde yaşayan Ad toplumu, bir kasırga sonucunda yok olmuştur.
1990'lı yılların başında dünyanın tanınmış gazeteleri çok önemli bir arkeolojik bulguyu "Muhteşem Arap Şehri Bulundu", "Efsanevi Arap Şehri Bulundu" başlıklarıyla verdiler. Bu ilginç arkeolojik bulguyu daha çekici hale getiren özelliği, isminin Kuran'da anılıyor olmasıdır. Bu buluş Ad toplumunu bir efsane olarak görenleri ve bu toplumun hiçbir zaman bulunamayacağını düşünenleri hüsrana uğratmıştır.
Kuran'ın bahsettiği şehri amatör bir arkeolog olan Nicholas Clapp buldu. Clapp yazılı kaynaklardan yola çıkarak bu kayıp şehri bulmaya karar verdi. Bu şehrin varlığını kanıtlamak için uzun bir uğraştan sonra NASA'yı ikna etti ve bölgenin resimlerinin uydu aracılığıyla çekilmesini sağladı. Uydudan çekilen yollar Clapp'ın bu şehri bulmasını sağladı.
Yıkıntılar ilk olarak ortaya çıkarıldığı andan itibaren bu yıkık şehrin Kuran'da bahsedilen Ad toplumuna ait olduğuna kanaat getirildi. Kazıda ortaya çıkarılan yapılar arasında Kuran'da varlığına dikkat çekilen uzun sütunlar yer alıyordu. Kazıyı yürüten araştırma ekibinden Dr. Zarins bu şehri diğer arkeolojik bulgulardan farklı kılan şeyin yüksek sütunlar olduğunu ve dolayısıyla bu şehrin Kuran'da bahsedilen İrem şehri olduğunu söylemektedir. Kuran'ın Ad toplumunun yok edilişi ile ilgili diğer söyledikleri de arkeolojik bulgularla uyum içindedir.
AD'IN YOK EDİLİŞİ
Ad'a gelince; onlar da uğultulu, azgın bir kasırga ile yok edildiler.
69 Hakka Suresi 6
Nihayet onu vadilerine doğru yönelmiş olarak gelen bir bulut şeklinde gördüklerinde: "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar ki içinde acıklı bir azap vardır.
46 Ahkaf Suresi 24
Ad toplumu kendilerine azap getirecek bulutu gördüğünde bunun bir yağmur bulutu olduğunu sanmıştı. çöldeki kumları kaldırarak gelen bir kasırga uzaktan yağmur bulutuna benzer. Ad toplumunun doğal bir afetle yok olduğu, Kuran'ın tüm ayetlerinden bellidir. Doğal afetlerden volkanik patlama, sel felaketi gibi hiçbir felaket ne Kuran'da anlatılan Ad toplumuna, ne de bahsettiğimiz arkeolojik çalışmada bulunan şehre uymaktadır. Oysa çöldeki kumları kaldırarak gelen bir kasırga, bulgularla uyum içindedir. Kum fırtınasının ilk işareti, kuvvetli rüzgarla savrulan ve yükselmekte olan akımlarla yüzlerce metre yükseğe çıkan kumla dolu bir buluttur. Nitekim ayette de Ad toplumunun bu bulutu farkettiği fakat yağmur bulutu sandıkları söylenir.
69 Hakka Suresi 6
Nihayet onu vadilerine doğru yönelmiş olarak gelen bir bulut şeklinde gördüklerinde: "Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur" dediler. Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz şeydir. Bir rüzgar ki içinde acıklı bir azap vardır.
46 Ahkaf Suresi 24
Ad toplumu kendilerine azap getirecek bulutu gördüğünde bunun bir yağmur bulutu olduğunu sanmıştı. çöldeki kumları kaldırarak gelen bir kasırga uzaktan yağmur bulutuna benzer. Ad toplumunun doğal bir afetle yok olduğu, Kuran'ın tüm ayetlerinden bellidir. Doğal afetlerden volkanik patlama, sel felaketi gibi hiçbir felaket ne Kuran'da anlatılan Ad toplumuna, ne de bahsettiğimiz arkeolojik çalışmada bulunan şehre uymaktadır. Oysa çöldeki kumları kaldırarak gelen bir kasırga, bulgularla uyum içindedir. Kum fırtınasının ilk işareti, kuvvetli rüzgarla savrulan ve yükselmekte olan akımlarla yüzlerce metre yükseğe çıkan kumla dolu bir buluttur. Nitekim ayette de Ad toplumunun bu bulutu farkettiği fakat yağmur bulutu sandıkları söylenir.
Ad kavminin kalıntıları 12 metre kumun altından çıkarıldı
Ad toplumunun kalıntısı olduğu ileri sürülen şehir metrelerce kalınlıktaki bir kum tabakasının altından çıkarılmıştır. Bu kumların kalınlığı 12 metredir. Ad toplumunun bir kum fırtınası ile toprağa gömüldüğünün en önemli delili ise Kuran'da Ad toplumunun yerini belirtmek için kum tepelerine işaret edilmesidir. Ayet şöyledir:
Ad'ın kardeşini hatırla. Ondan önce de, sonra da birçok uyarıcılar gelip geçmişti. Hani O, kum tepelerindeki toplumunu "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçekten sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkmaktayım." diye uyarmıştı.
46 Ahkaf Suresi 21
"Kum tepeleri" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası "ahkaf"tır. Bu kelime Arapça "kum tepesi" anlamına gelen "hikf" kelimesinin çoğuludur. Bazıları bu kelimenin Ad toplumunun yaşadığı bölgenin özel ismi olduğunu söyleyerek kelimeyi "Ahkaf" diye aynen çevirmeden yazmaktadırlar. Eğer bu doğru ise; bu kelimenin kum tepeleri anlamına geldiği ve bu yerin kum tepeleriyle dolu olması yüzünden bu isme kavuştuğu gerçeği değişmez.
Sonuç olarak tarihsel ve arkeolojik bulgular Kuran'da bahsi geçen Ad kavminin, yüksek sütunlu İrem şehrinin anlatımlarıyla örtüşmektedir. Yapılan araştırmalar ile bu toplumun kumların altından çıkartılması çok yenidir. Kuran, yok edilen toplumlarda bizim için deliller olduğunu söylemekte, arkeoloji bir bilim olarak geliştikçe ve bize yeni bulgular verdikçe bulunanlar ise Kuran'ın dediği delilleri çoğaltmakta, ibret tablolarını gözlerimizin önüne sermektedir.
15 Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve dediler ki: "Bizden daha güçlü kim var?" Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Bunlar bizim delillerimizi inkâr ediyorlardı.
16 Nihayet onlara dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine sert bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha rezil edicidir ve onlara yardım edilmeyecektir.
41 Fussilet Suresi 1516
Ad'ın kardeşini hatırla. Ondan önce de, sonra da birçok uyarıcılar gelip geçmişti. Hani O, kum tepelerindeki toplumunu "Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Gerçekten sizin büyük bir günün azabına uğramanızdan korkmaktayım." diye uyarmıştı.
46 Ahkaf Suresi 21
"Kum tepeleri" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası "ahkaf"tır. Bu kelime Arapça "kum tepesi" anlamına gelen "hikf" kelimesinin çoğuludur. Bazıları bu kelimenin Ad toplumunun yaşadığı bölgenin özel ismi olduğunu söyleyerek kelimeyi "Ahkaf" diye aynen çevirmeden yazmaktadırlar. Eğer bu doğru ise; bu kelimenin kum tepeleri anlamına geldiği ve bu yerin kum tepeleriyle dolu olması yüzünden bu isme kavuştuğu gerçeği değişmez.
Sonuç olarak tarihsel ve arkeolojik bulgular Kuran'da bahsi geçen Ad kavminin, yüksek sütunlu İrem şehrinin anlatımlarıyla örtüşmektedir. Yapılan araştırmalar ile bu toplumun kumların altından çıkartılması çok yenidir. Kuran, yok edilen toplumlarda bizim için deliller olduğunu söylemekte, arkeoloji bir bilim olarak geliştikçe ve bize yeni bulgular verdikçe bulunanlar ise Kuran'ın dediği delilleri çoğaltmakta, ibret tablolarını gözlerimizin önüne sermektedir.
15 Ad'a gelince, onlar yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve dediler ki: "Bizden daha güçlü kim var?" Onlar kendilerini yaratan Allah'ın kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Bunlar bizim delillerimizi inkâr ediyorlardı.
16 Nihayet onlara dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine sert bir rüzgar gönderdik. Ahiret azabı ise daha rezil edicidir ve onlara yardım edilmeyecektir.
41 Fussilet Suresi 1516
Bir Fransiz arastirmaci “Istanbul ve Çevresi” adli yapitinda Çemberlitas’tan ve altinda oldugu iddia edilen haç parçalarindan söyle söz ediyor: “Üst üste konulmus yedi adet somaki tastan olusan sütunun tepesinde basi hâleli tanri Apollon görünümünde Konstantin’in heykeli bulunuyordu. Heykelin içinde Isa’nin çarmiha çakilmasinda kullanilan çivi parçalari ile gerçek haçtan bir parça yerlestirilmisti...”
1968 yilinin Nisan ayinda tarihçi ve yazar Sevket Rado’nun “Hayat Tarih Mecmuasi”nda yayimlanan bir yazisi, basta Yunanistan olmak üzere dünyayi heyecanlandirmisti. Yazida, Isa Peygamber’in üzerine çakildigi iddia edilen haçin parçalarinin Istanbul’da Çemberlitas’in altinda oldugu öne sürülüyordu. Rado, kendi kütüphanesinde bulunan ve 17’inci yüzyildan kalma eski bir elyazmasi yapitta, haçin parçalarinin Bizans Imparatoru Konstantin’in annesi Helena tarafindan, Kudüs’ten Istanbul’a getirilerek ve Çemberlitas’in altina gömüldügüne iliskin anlatimlara rastladigini belirtiyordu. Rado’nun degindigi yapit, tip, cografya ve dil konularinda kitaplariyla taninan Hezârfen Hüseyin Çelebi’nin “Tenkiyhü’t–Tevârih” adli kitabiydi.
Yazinin uluslararasi bir heyecan uyandirmasinin ardindan yapilan arastirmalarda daha baska birçok kitapta da benzeri anlatimlara rastlandi ve Isa Peygamber’in üzerine çakildigina inanilan haçin parçalarinin Çemberlitas’in altinda özel olarak hazirlanmis bir hücreye yerlestirildigi inanci yaygin bir kabul gördü.
Çemberlitas’in asil adi Konstantin Sütunu’dur. Istanbul’un, 11 Mayis 330 tarihinde Roma Imparatorlugu’nun baskenti ilan edilmesinin anisina Imparator Konstantin tarafindan bugünkü yerine yerlestirildi. Bizans döneminde “Somaki Sütunu” da denilirdi. Birçok kez yangin geçirmis olmasindan ötürü kimi Avrupalilarca “Yanik Sütun” adiyla da anilir.
Bir Fransiz arastirmaci “Istanbul ve Çevresi” adli yapitinda Çemberlitas’tan ve altinda oldugu iddia edilen haç parçalarindan söyle söz ediyor: “Üst üste konulmus yedi adet somaki tastan olusan sütunun tepesinde basi hâleli tanri Apollon görünümünde Konstantin’in heykeli bulunuyordu. Heykelin içinde Isa’nin çarmiha çakilmasinda kullanilan çivi parçalari ile gerçek haçtan bir parça yerlestirilmisti...”
430 yilinda Imparator II. Teodosyus saglamligindan kuskulanarak sütunu demir çemberlerle güçlendirdi. 1105 yilinda çikan bir firtinada Apollon heykelinin devrilmesinden sonra, heykelin yerine, üzerinde altin yildizli bir haç bulunan bir sütun basligi yerlestirildi. Heykelin içindeki parçalar da sütunun altina bir hücre yapilarak buraya yerlestirildi.
Istanbul’un 1453’te ele geçirilmesinin ardindan Fatih Sultan Mehmed sütünun tepesinde haçi indirtti. 1779’da çikan bir baska yangin sonrasinda I. Abdülhamid bugünkü demir çemberleri ve sivayi yaptirtti.
Yaklasik 50 metre yüksekligindeki Çemberlitas’in özgün biçiminde, en alttaki bölümün yüzeyinde Isa Peygamber’in dogumunu betimleyen kabartma anlatimlar yer aliyordu. Sonralari ise sütunu saglamlastirmak için çevresi tas bir kaplamayla örtüldü. Söz konusu hücrenin bulundugu bölümün ise bugün yol düzeyinin 2-2,5 metre altinda kaldigi varsayilmaktadir.
Çemberlitas, 1990’larin ortasinda, 2000 yili turizmi nedeniyle yeniden gündeme getirildi. Kimi çevreler, eger iddia edildigi gibi sütunun altinda gerçekten Isa Peygamber’in çakildigi haçin parçalari bulunursa bunun Türkiye’nin tanitimi açisindan son derece önemli oldugunu vurguladilar.
Ancak dönemin Turizm bakani Fikri Saglar bu yaklasima söyle yanit vermisti: “Ülkemizde bu gibi söylentiler yüzünden yüzlerce insan define aramak için izin istiyor. Sonunda tüm emekler bosa çikiyor. Böylesine, dogrulugu kesin olmayan bir söylenti için de tarihî sütunu yerinden oynatmamiz söz konusu bile olamaz.”
Ilgili çevrelerse, UNESCO tarafindan, Misir’daki Ebu Simbel Tapinagi’nin parçalara ayrilarak kilometrelerce uzakta baska bir alana tasindigini animsatarak, böylesi bir islemin, günümüzün gelismis teknolojik olanaklariyla Çemberlitas için çok daha kolay olacagini öne sürdüler.
Yine 1990’larin ortasinda Çemberlitas, geçmiste yasadigi firtina ya da yanginlara göre çok daha büyük bir felaketin esiginden döndü. Günümüzde ayni adla anilan ve genis bir alanda çok sayida tarihi mirasi barindiran Çemberlitas’a, diger deyisle tarihin kalbine kat otoparkli bir çarsi yapilmak istendi. Ancak bu girisim kente ve tarihine duyarli çevrelerin tepkileriyle durduruldu ve büyük bir felaket yasanmadan Çemberlitas ve çevresi kurtarilmis oldu.
Sonunda, Isa’dan Sonra 2000'li yillardayiz ama Çemberlitas hâlâ gizemini kor
1968 yilinin Nisan ayinda tarihçi ve yazar Sevket Rado’nun “Hayat Tarih Mecmuasi”nda yayimlanan bir yazisi, basta Yunanistan olmak üzere dünyayi heyecanlandirmisti. Yazida, Isa Peygamber’in üzerine çakildigi iddia edilen haçin parçalarinin Istanbul’da Çemberlitas’in altinda oldugu öne sürülüyordu. Rado, kendi kütüphanesinde bulunan ve 17’inci yüzyildan kalma eski bir elyazmasi yapitta, haçin parçalarinin Bizans Imparatoru Konstantin’in annesi Helena tarafindan, Kudüs’ten Istanbul’a getirilerek ve Çemberlitas’in altina gömüldügüne iliskin anlatimlara rastladigini belirtiyordu. Rado’nun degindigi yapit, tip, cografya ve dil konularinda kitaplariyla taninan Hezârfen Hüseyin Çelebi’nin “Tenkiyhü’t–Tevârih” adli kitabiydi.
Yazinin uluslararasi bir heyecan uyandirmasinin ardindan yapilan arastirmalarda daha baska birçok kitapta da benzeri anlatimlara rastlandi ve Isa Peygamber’in üzerine çakildigina inanilan haçin parçalarinin Çemberlitas’in altinda özel olarak hazirlanmis bir hücreye yerlestirildigi inanci yaygin bir kabul gördü.
Çemberlitas’in asil adi Konstantin Sütunu’dur. Istanbul’un, 11 Mayis 330 tarihinde Roma Imparatorlugu’nun baskenti ilan edilmesinin anisina Imparator Konstantin tarafindan bugünkü yerine yerlestirildi. Bizans döneminde “Somaki Sütunu” da denilirdi. Birçok kez yangin geçirmis olmasindan ötürü kimi Avrupalilarca “Yanik Sütun” adiyla da anilir.
Bir Fransiz arastirmaci “Istanbul ve Çevresi” adli yapitinda Çemberlitas’tan ve altinda oldugu iddia edilen haç parçalarindan söyle söz ediyor: “Üst üste konulmus yedi adet somaki tastan olusan sütunun tepesinde basi hâleli tanri Apollon görünümünde Konstantin’in heykeli bulunuyordu. Heykelin içinde Isa’nin çarmiha çakilmasinda kullanilan çivi parçalari ile gerçek haçtan bir parça yerlestirilmisti...”
430 yilinda Imparator II. Teodosyus saglamligindan kuskulanarak sütunu demir çemberlerle güçlendirdi. 1105 yilinda çikan bir firtinada Apollon heykelinin devrilmesinden sonra, heykelin yerine, üzerinde altin yildizli bir haç bulunan bir sütun basligi yerlestirildi. Heykelin içindeki parçalar da sütunun altina bir hücre yapilarak buraya yerlestirildi.
Istanbul’un 1453’te ele geçirilmesinin ardindan Fatih Sultan Mehmed sütünun tepesinde haçi indirtti. 1779’da çikan bir baska yangin sonrasinda I. Abdülhamid bugünkü demir çemberleri ve sivayi yaptirtti.
Yaklasik 50 metre yüksekligindeki Çemberlitas’in özgün biçiminde, en alttaki bölümün yüzeyinde Isa Peygamber’in dogumunu betimleyen kabartma anlatimlar yer aliyordu. Sonralari ise sütunu saglamlastirmak için çevresi tas bir kaplamayla örtüldü. Söz konusu hücrenin bulundugu bölümün ise bugün yol düzeyinin 2-2,5 metre altinda kaldigi varsayilmaktadir.
Çemberlitas, 1990’larin ortasinda, 2000 yili turizmi nedeniyle yeniden gündeme getirildi. Kimi çevreler, eger iddia edildigi gibi sütunun altinda gerçekten Isa Peygamber’in çakildigi haçin parçalari bulunursa bunun Türkiye’nin tanitimi açisindan son derece önemli oldugunu vurguladilar.
Ancak dönemin Turizm bakani Fikri Saglar bu yaklasima söyle yanit vermisti: “Ülkemizde bu gibi söylentiler yüzünden yüzlerce insan define aramak için izin istiyor. Sonunda tüm emekler bosa çikiyor. Böylesine, dogrulugu kesin olmayan bir söylenti için de tarihî sütunu yerinden oynatmamiz söz konusu bile olamaz.”
Ilgili çevrelerse, UNESCO tarafindan, Misir’daki Ebu Simbel Tapinagi’nin parçalara ayrilarak kilometrelerce uzakta baska bir alana tasindigini animsatarak, böylesi bir islemin, günümüzün gelismis teknolojik olanaklariyla Çemberlitas için çok daha kolay olacagini öne sürdüler.
Yine 1990’larin ortasinda Çemberlitas, geçmiste yasadigi firtina ya da yanginlara göre çok daha büyük bir felaketin esiginden döndü. Günümüzde ayni adla anilan ve genis bir alanda çok sayida tarihi mirasi barindiran Çemberlitas’a, diger deyisle tarihin kalbine kat otoparkli bir çarsi yapilmak istendi. Ancak bu girisim kente ve tarihine duyarli çevrelerin tepkileriyle durduruldu ve büyük bir felaket yasanmadan Çemberlitas ve çevresi kurtarilmis oldu.
Sonunda, Isa’dan Sonra 2000'li yillardayiz ama Çemberlitas hâlâ gizemini kor



